Eklampsi belirtileri

EKLAMPSİ NEDİR? BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ

Preeklampsi (halk arasında gebelik zehirlenmesi) hastasının nöbet (kriz) geçirmesi durumuna eklampsi denir. Eklampsi nöbeti aynen epilepsi (sara) nöbeti gibidir, hastanın kol ve bacaklarında kasılmalar, geçici bir süre bilinç kaybı görülür. Hastada tansiyon yüksekliği ve şiddetli preeklampsinin diğer bulguları vardır. Anne hayatını tehdit eden ciddi bir durumdur ve hemen hemen her zaman acilen sezaryen ile gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir. Tek kesin tedavisi doğumdur, aksi taktirde nöbet krizlerinin tekrarlaması ve anne hayatının tehlikeye girmesi riski vardır. Eklampsi nadiren gebelikte görülmemesine rağmen doğumdan sonraki günlerde görülebilir.

Eklampsi nöbeti geçiren hastalar sıklıkla şiddetli preeklampsi hastalarıdır. Eklampsi hastalarının %20-25’inde hafif preeklampsi bulguları vardır.

Eklampsi ne zaman görülür?
Eklampsi krizlerinin %80’i doğum sırasında ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik sırasında 20. haftadan sonra görülür. Gebeliğin 20. haftasından önce görülmesi çok nadirdir. Yine çok nadiren doğumdan uzun süre sonra (2 -3 hafta sonra) görülen vakalar bildirilmiştir.

Eklampsi belirtileri:
– Nöbet (kriz) geçirme
– Şiddetli baş ağrısı
– Vücutta yaygın şişlik, ödem
– Görme bozukluğu
– Karında mide bölgesinde veya karaciğer bölgesinde ağrı
– Geçici bilinç kaybı

Tanı (teşhis) :
Eklampsi tanısını koyduran nöbet geçirmenin görülmesidir. Nöbet olmadan asla eklampsi tanımlaması yapılamaz. Nöbet dışında ne gibi bulgular olur: Karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet (trombosit) sayısında düşme, tansiyon yükselmesi, idrarda aşırı protein atılımı (proteinüri), idrar miktarında azalma (olüguri), hiç idrar çıkarmama (anüri) görülebilen diğer bulgulardır.

Eklampsi tedavisi:
Eklampsinin kesin tedavisi acilen doğum (genellikle sezaryen)’dir. Yukarıda anlatılan bütün bulgular doğumdan sonra hızla düzelir. Tekrar nöbet geçirilmesini engellemek için acilen doğum gereklidir.
Doğum dışında neler uygulanır tedavide: Nöbet sırasında hastanın solunum yolu kapanabilir bu nedenle ilk yapılacak işlemlerden birisi solunum yolunun açılmasıdır. Kan basıncını (tansiyon) normale düşürmek için ilaçlar verilir. Hastanın tekrar nöbet geçirmesini engellemek için magnezyum sülfat tedavisi verilir. Anne çok yakından takip edilir. Erken doğum gerçekleşirse bebek için de yoğun bakım ünitesinde bakım uygulanır.

Gebelikte düşük tansiyon

GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON)

Gebelikte düşük tansiyon (hipotansiyon), yüksek tansiyon (hipertansiyon) kadar sık olmasa da bazı hastalarda karşılaşılan bir durumdur. Hamile bir bayanda tansiyon ölçümünün 90/60 mmHg altında olması tansiyonun düşük olduğu anlamına gelir. Tansiyon düşmesi baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, sersemlik gibi şikayetlere neden olur. Tansiyon (kan basıncı) düşmesi daha da ilerlerse bayılma meydana gelebilir.

Nedenleri:
– Gebeliğin özellikle ilk aylarında bulantı kusmaların fazla olmasından dolayı iyi beslenememe ve aşırı kusma düşük tansiyona neden olabilir. Hasta aşırı derecede halsiz ve bitkin düşebilir. Bu durumda hasta ağzından içecek alamadığı için genellikle damar yoluyla sıvı (serum) verilir.
– Gebelikte sırt üstü veya sağ yana doğru yatıldığında rahim büyük damarlara baskı yaparak tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte sol yana yatılması önerilir. Gebeliğin ilk aylarında (4. aya kadar) rahim henüz küçük olduğu için her yöne yatılabilir, sakınca olmaz.
– Hamilelikte aşırı kanama yaratan durumlar düşük tansiyona neden olabilir. Örneğin düşüğe bağlı aşırı kanama olması veya gebeliğin son aylarında bebeğin eşine bağlı aşırı kanama gibi durumlar tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte her tür kanama az miktarda bile olsa acilen doktora başvurmayı gerektirir.
– Yatarken veya otururken aniden ayağa kalkmak tansiyon düşmesi nedeniyle baş dönmesi, göz kararması gibi şikayetlere neden olabilir.
– Aşırı sıcak yaz aylarında terleme ile fazla sıvı kaybedilmesi tansiyon düşmesine neden olur. Bu nedenle yaz aylarında bol sıvı tüketilmesi önemlidir.

Tedavi:
Hamilelikte bu tür şikayetler ve belirtiler varlığında acilen doktora başvurulması gerekir. Tansiyon düşmesine neden olan duruma göre tedavi planlanacaktır.

Piyojenik granüloma oluşması

HAMİLELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA, ŞİŞLİK (PİYOJENİK GRANÜLOMA)
GEBELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA VE ŞİŞLİK
Piyojenik granüloma ağız dışında vücudun parmak ve kafa derisi gibi diğer bölgelerinde de görülebilen bir patolojidir. Ağız içerisinde en çok diş etinde ve dudakta görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanır. Gebelik ve doğum kontrol hağı kullananlarda olduğu gibi hormonal değişikliklere bağlı oluşan formuna granüloma gravidarum (gingivanın hamilelik tümörü) ismi verilir. Genellikle kırmızı mor renkte, üzeri ülsere, kanamalı 1 santimetre civarında boyutlarda lezyonlardır. Genellikle hamileliğin ilk 3 ayından sonraki dönemlerinde meydana gelir. Gebelerin yaklaşık %5’inde görülür.
Aftlar ve aftöz ülserlerle, ağız içerisinde yara ve uçuk (herpes) gibi diğer lezyonlarla, travmatik ülserlerle ayırt edilmesi gerekir.

Piyojenik granüloma oluşmasında etkili faktörler arasında ağız ve diş bakımının temizliğinin iyi olmaması, ağız içerisinde yabancı maddeler, diş taşları, gebelik ve diğer hormonal değişiklikler sayılabilir. Bu nedenle anne adaylarının ağız ve diş bakımına özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Tedavi:
Hamilelik sırasında piyojenik granülom genellikle izlenir ve doğumdan sonra yüksek oranda kendiliğinden iyileştiği görülür. Nadiren aşırı kanamaya veya hastanın beslenememesine neden olan lezyonlar cerrahi tedavi gerektirebilir. Bazen maligtine gibi diğer patolojilerden ayırt etmek için de cerrahi tedavi ve patolojik inceleme gerekebilir. Genellikle hamilelik sırasında ameliyat tercih edilmez çünkü gebelik sırasında ameliyat edilen vakalarda nüks daha sık gelişmektedir, gebelikten sonra ameliyat edilenlerde nüks nadirdir.